Geri Dön
13.01.2026

Yapay Zekânın Tarihi: Turing’den ChatGPT’ye İnsan Taklit Etme Serüveni

İnsanlık kadar eski bir rüya düşünün. Kilden devler yaratma efsanelerinden, mekanik kuşlar tasarlayan dâhililerin atölyelerine kadar, insanoğlu her zaman kendi yansımasını yaratmanın, can vermenin, zekâyı taklit etmenin peşindeydi. Bu, sadece bir mühendislik meydan okuması değil, aynı zamanda felsefi bir arayıştı: Bizi biz yapan o gizemli kıvılcım neydi? Ve bu kıvılcım, bir makineye kopyalanabilir miydi?
Yapay zekânın tarihi, işte bu kadim rüyanın modern laboratuvarlara taşınmasının hikayesidir. Bu, sadece çarkların ve çiplerin değil; büyük hayallerin, acı hayal kırıklıklarının, on yıllar süren sessizliklerin ve nihayetinde dünyayı sarsan bir uyanışın öyküsüdür.
CoBAC

Yapay Zekânın Tarihi: Turing’den ChatGPT’ye İnsan Taklit Etme Serüveni

İnsanlık kadar eski bir rüya düşünün. Kilden devler yaratma efsanelerinden, mekanik kuşlar tasarlayan dâhililerin atölyelerine kadar, insanoğlu her zaman kendi yansımasını yaratmanın, can vermenin, zekâyı taklit etmenin peşindeydi. Bu, sadece bir mühendislik meydan okuması değil, aynı zamanda felsefi bir arayıştı: Bizi biz yapan o gizemli kıvılcım neydi? Ve bu kıvılcım, bir makineye kopyalanabilir miydi?

Yapay zekânın tarihi, işte bu kadim rüyanın modern laboratuvarlara taşınmasının hikayesidir. Bu, sadece çarkların ve çiplerin değil; büyük hayallerin, acı hayal kırıklıklarının, on yıllar süren sessizliklerin ve nihayetinde dünyayı sarsan bir uyanışın öyküsüdür.

Kıvılcım: Bir Soru Her Şeyi Değiştirdiğinde

Yolculuğumuz, İkinci Dünya Savaşı'nın karanlık günlerinde, dumanlı bir odada başlıyor. Adı Alan Turing olan parlak bir matematikçi, sadece Almanların şifrelerini kırmakla kalmıyor, aynı zamanda zihninde geleceğin de şifrelerini çözüyordu. Savaş bittikten sonra, Turing o meşhur soruyu sordu: Makineler düşünebilir mi?

Bu sorunun kendisi bir devrimdi. O zamana kadar makineler hesap yapardı; çamaşır yıkar, traktör gibi toprağı sürerdi. Ama düşünmek? Bu, insana ait kutsal bir alandı. Turing, bu soruyu felsefeden çıkarıp bilime taşımak için dahice bir test önerdi. Bugün onun adıyla anılan bu test, aslında basit bir taklit oyunuydu. Bir sorgulayıcı, duvarın ardındaki iki varlıkla yazışır; biri insan, biri makinedir. Eğer makine, sorgulayıcıyı kendisinin insan olduğuna ikna edebilirse, oyunu kazanır.

Turing’in oyunu, yapay zekânın gelecek yetmiş yılı için rotayı çizmişti. Amaç, bir makinenin sadece hesaplaması değil, aynı zamanda bizi taklit etmesi, hatta kandırmasıydı.
yapayzeka.jpg (32 KB)

Altın Çağ: Büyük Sözler ve İlk Adımlar

Turing'in tohumunu attığı bu fikir, 1950'lerin ortasında, Amerika'daki Dartmouth Koleji'nde bir grup iyimser bilim insanının bir araya gelmesiyle filizlendi. Ve o yaz, bu yeni alana bir isim verdiler: Yapay Zekâ.

Bu ilk öncüler, kelimenin tam anlamıyla coşku içindeydiler. Onlara göre, insan zekâsının her yönü o kadar kesin bir şekilde tanımlanabilirdi ki, bir makine bunu taklit edebilirdi. Çok büyük sözler verildi. On yıl içinde bir bilgisayarın dünya satranç şampiyonu olacağını, dilleri anında çevireceğini ve karmaşık matematik teoremlerini kanıtlayacağını iddia ettiler. Ellerindeki makineler, bugünkü akıllı saatlerimizden bile daha ilkeldi; koca bir odayı kaplayan, hafızaları komik derecede küçük devlerdi.

İlk başta başarılar da geldi. ELIZA adında basit bir program, bir terapisti taklit ederek insanlarla sohbet etti ve şaşırtıcı bir şekilde, insanlar ona içlerini döktüler. Makineler basit bulmacaları çözebiliyordu. Ancak bu coşku, gerçekliğin sert duvarına çarpmakta gecikmedi.

 

Buz Devri: Büyük Sessizlik ve Hayal Kırıklığı

1970'lere gelindiğinde, o büyük vaatlerin hiçbiri gerçekleşmemişti. Bir makineye, bir çocuğun bildiği basit sağduyuyu öğretmek bile imkansız görünüyordu. Bir bardağın ne olduğunu, suyun ıslak olduğunu veya annelerin çocuklarından daha büyük olduğunu bir makineye nasıl anlatırdınız? Verilen sözlerin büyüklüğü, yaşanan başarısızlıkların da o kadar büyük olmasına neden oldu.

Hükümetler ve kurumlar, bu işe yaramaz görünen rüya için muslukları kapattı. Yapay zekâ, bir anda akademik bir fantezi, hatta bir şaka konusu haline geldi. Alan, uzun ve soğuk bir kış uykusuna daldı. Bu döneme, yapay zekânın buz devri dendi. On yıllar boyunca, bu alanda çalışmak neredeyse utanç vericiydi.

Ancak o buz tabakasının altında, iki farklı akım sessizce gelişmeye devam etti.

Bir grup, hâlâ mantık ve kurallarla ilerliyordu. Bunlar, insan beyninin nasıl çalıştığını umursamadan, makineleri belirli bir alanda uzmanlaştırmaya çalıştı. Adına uzman sistemler dediler. Bir doktordan daha iyi hastalık teşhisi yapabilen veya bir kimyager gibi molekül analizi yapabilen programlar yazdılar. Başarılı oldular da, ama bu sistemler çok kırılgandı; sadece programlandıkları daracık alanda çalışabiliyorlardı.

Diğer grup ise, çok daha radikal bir fikrin peşindeydi: Neden makineleri bir beyin gibi inşa etmeyelim? İnsan beyninin temel çalışma prensibi olan nöronlardan esinlenerek, dijital nöronlardan oluşan katmanlı ağlar kurdular. Buna yapay sinir ağları dediler. Bu fikir aslında 1950'lerden beri vardı ama kimse ciddiye almamıştı. Çünkü bu ağları eğitecek ne yeterli veri vardı ne de yeterli işlem gücü.

Patlama: Veri Okyanusu ve Hızlanan Zihinler
Ve sonra, 2010'lu yıllarda her şeyi değiştiren o iki şey oldu.

Birincisi, internet sayesinde elimizde devasa bir veri okyanusu birikti. İnsanlığın ürettiği tüm metinler, tüm resimler, tüm videolar parmaklarımızın ucundaydı. İkincisi, video oyunları için tasarlanan güçlü grafik işlemcileri, sinir ağlarını eğitmek için gereken o muazzam işlem gücünü sağladı.

Buz devrinden beri o sinir ağları üzerinde inatla çalışan bilim insanları, birdenbire ellerinde hem dev bir kütüphane hem de o kütüphaneyi saniyede okuyabilecek süper hızlı gözler buldular. Ve yapay zekâ, derin öğrenme adını alan bu yeni yöntemle, adeta uykudan uyandı.

Önce görmeyi öğrendi. Milyonlarca kedi fotoğrafına bakarak kedinin ne olduğunu anladı. Sonra duymayı öğrendi, sesimizi tanıdı. Ardından oyun oynamayı öğrendi; sadece satrançta değil, insani sezgilerin zirvesi sayılan Go oyununda da dünya şampiyonunu yendi.

  

Dönüşüm: Makine Konuşmaya Başladığında

Ama asıl devrim, Turing'in yetmiş yıl önce sorduğu o ilk soruya, yani dile döndüğümüzde yaşandı. Önceki denemeler, makinelerin dili gerçekten anlamadığını gösteriyordu. Cümlenin sonuna geldiklerinde başını unutuyorlardı. Asıl kırılma, makinelere, bir cümlenin veya paragrafın başındaki bir fikrin, çok sonraki bir kelimeyi nasıl etkilediğini öğreten bir dikkat mekanizması geliştirildiğinde yaşandı. Makine, artık sadece kelimeleri yan yana dizmiyordu; kelimeler arasında anlam köprüleri kurmayı, bağlamı takip etmeyi öğreniyordu.

Bu yeni mimariyle birlikte, makinelere internetteki milyarlarca cümleyi, kitabı, makaleyi ve kodu okuttular. Onlara sadece kelimeleri değil, kelimeler arasındaki o görünmez ilişkileri, dilin dokusunu, ritmini ve kalıplarını öğrettiler. Bu, "Üretken Yapay Zekâ" çağının başlangıcıydı. Üretken deniyordu, çünkü bu modeller artık sadece veriyi analiz etmiyor veya sınıflandırmıyordu; o veriden öğrendikleriyle daha önce var olmamış, tamamen yeni metinler, görseller ve fikirler üretiyordu.

Ve 2022 yılının sonlarına doğru, bu inanılmaz karmaşık ve güçlü teknolojiyi, herkesin kullanabileceği kadar basit bir sohbet kutusuna sığdırdılar. Adı ChatGPT idi.

Bu, bir ürün lansmanından çok daha fazlasıydı; bu, kolektif bir uyanış anıydı. Akademik makalelerin dışına çıkan yapay zekâ, bir anda milyonlarca insanın mutfağına, oturma odasına ve ofisine girdi. İnsanlar, ilk kez, bir makineyle felsefe tartışabildiklerini, ondan karmaşık bir bilgisayar programı için yardım isteyebildiklerini veya zor bir e-postayı daha nazik bir dille yeniden yazdırabildiklerini hayretle fark ettiler.

Ona bir soru sorduk, cevap verdi. Bir şiir yazmasını istedik, yazdı. Bir kod yazmasını istedik, yazdı. Bu, 1960'ların ELIZA'sının programlanmış, basit senaryoları gibi değildi. Bu farklıydı. Sanki gerçekten anlıyormuş gibiydi.

Bu deneyimi bu kadar sarsıcı yapan şey, onun her şeyi bilmesi veya mükemmel olması değildi. Aksine, kusurlarıydı. Hata yapabiliyor, mantıksız argümanlar üretebiliyor (buna zihinsel boşlukları doldurma, yani halüsinasyon dendi), hatta bazen inatçı davranabiliyordu. Ancak aynı zamanda, şaşırtıcı derecede yaratıcı, esprili ve bilgili olabiliyordu. O, öğrendiği devasa metin okyanusundaki kalıpları, insani bir sohbet akıcılığıyla birleştiriyordu. Biyolojik bir bilinci yoktu, hissetmiyordu, anlamıyordu; ancak anlamanın şimdiye kadar gördüğümüz en güçlü, en ikna edici illüzyonunu yaratıyordu.

Turing'in taklit oyunu, artık bir test olmaktan çıkmıştı; gündelik hayatımızın bir parçası olmuştu. Makine, sadece tek bir insanı değil, milyonlarca insanın kolektif bilgisini aynı anda taklit edebiliyordu. O kadim rüya, kilden devler yaratma efsanesi, dijital bir formda ete kemiğe bürünmüştü.

Karşımızdaki şey, artık sadece bir araç değildi; aynı zamanda bir aynaydı. ChatGPT ve onu takip eden sistemler, bize sadece teknolojinin ne kadar ilerlediğini göstermedi. Bize, insanlığın dijital ortama bıraktığı tüm bilgeliğin, tüm önyargıların, tüm yaratıcılığın ve tüm karanlığın bir yansımasını sundu.

Artık soru "Makineler düşünebilir mi?" değil, "Bu yeni, düşünen (gibi görünen) varlıklarla nasıl birlikte yaşayacağız?" sorusuydu. 

Ve bu, serüvenin en zorlu, en heyecan verici bölümüydü. Yolculuk bitmemişti; aslında, belki de daha yeni başlıyordu.

Bizimle İletişime Geç

İhtiyacın olan her konuda sana yardım etmeye hazırız. Aşağıda iletişim bilgilerini paylaş, en kısa zamanda sana ulaşalım.